porno
Sayfa 16/16 İlkİlk ... 610111213141516
159 sonuçtan 151 ile 159 arası

Konu: FiLozofLar...

  1. #151
    UYARI:
    Kullanıcıların Profil Bilgileri Misafirlere Kapatılmıştır. Görmek için KAYIT olmalısınız.~
    fσяυм ρяєηѕєѕ

    Standart

    Xenophanes

    Herakleitos‘un çağdaşı olan Xenophanes ( aşağı yukarı 569- 477 arasında yaşamıştır) Kolophonludur. (Bugünkü İzmir ile Efes arasında) . Bir filozof olmaktan çok,din bakımından bir öğretici. Öğretici nitelikteki koşuğundan kalan parçalarından Xenophanes’in , halk dininin tanrıları insan gibi tasarlamasıyla savaştığını görüyoruz. Bu , onun gördüğü başlıca iş. Tanrıların bu insanlaştırılması – anthropomorphism- Homeros ile Hesiedos’ta yüksek edebi bir biçim de kazanmıştı ve bunların Yunan eğitiminde çok önemli bir yerleri vardı. Xenophanes şöyle diyor: “ Homeros ile Hesiedos,ölümlüler (insanlar) arasında suç sayılan, utanılan bütün şeyleri tanrılara da yüklemişlerdir.Tanrılar hırsızlık ederler, yalan söylerler, eşlerini aldatırlar. Sonra: ölümlüler sanıyorlar ki, tanrılar da kendileri gibi doğmuşlardır, kendileri gibi giyinirler, kendilerinin biçimindedirler. Nitekim Habeşler tanrılarını kendileri gibi kara ve yassı burunlu; Trakyalılar sarışın ve mavi gözlü diye düşünürler. Böyle olunca, atların,arslanların elleri olup da resim yapabilselerdi, atlar tanrılarını at gibi, arslanlar da arslan gibi çizeceklerdi. Oysa tanrılar ne arslan biçimindedirler, ne zenciler gibidirler, ne de Yunan heykellerinde olduğu gibi insan kılığındadırlar”. Halk dininin tanrıları insan biçiminde tasarlanmasına karşı, Xenophanes kendi tanrı tasarımını koyar. Bu, arınmış bir tanrıdır. Ona göre: “Bir tanrı vardır; bu , tanrılar ve insanların en ulusudur; ne biçimi, ne de düşünmesi bakımından ölümlülere benzer; bu tek Tanrı baştan aşağı işitmedir, baştan aşağı düşünmedir; her şeyi düşünceleriyle hiç zahmetsiz yönetir”. Xenophanes’in bu tanrı tasarımı,tektanrıcılığa ( monotheism) doğru atılmış bir adımdır.
    uÇan baLonLara takıLmış hayaLLerim.
    ßende onLarLa Beraber uÇmuşum.
    KayboLmuşum..

  2. #152
    UYARI:
    Kullanıcıların Profil Bilgileri Misafirlere Kapatılmıştır. Görmek için KAYIT olmalısınız.~
    1907

    Standart ---> FiLozofLar...

    sabit knou olmuştur

    teşekkurler
    FENERBAHCE

  3. #153
    UYARI:
    Kullanıcıların Profil Bilgileri Misafirlere Kapatılmıştır. Görmek için KAYIT olmalısınız.~
    dυѕLєяfσяυм üує

    Standart ---> FiLozofLar...

    forza nietzsche
    Www.DuslerForum.ORG

    Not: Kontrol Panelinizden Bu Alanı Değiştirebilirsiniz.
    ( msn / rekLam / video / Link / yaSaktır)

  4. #154
    UYARI:
    Kullanıcıların Profil Bilgileri Misafirlere Kapatılmıştır. Görmek için KAYIT olmalısınız.~
    fσяυм ρяєηѕєѕ

    Standart ---> FiLozofLar...

    Alıntı ßLaCK.AnqeL Nickli Üyeden Alıntı [Linkleri Görebilmek için ÜYE Olmalısınız!Hemen ÜYE OL!]
    Anaksagoras

    İonia’da Klazomenai’de ( İzmir- Urla yakınında bugünkü Güladası) doğmuş. Buranın soylu bir ailesinden. 462 yılında Atina’ya gitmiş, burada 30 yıl kalmış. Perikles’in yakın dostu imiş. Perikles’in muhalifleri onu Tanrısızlıkla suçlandırmışlar, çünkü Yunanlılarca Tanrı sayılan güneşin bir ateş yığını olduğunu söylemiş. Yaşadığı yılalrın 500-428 arasında olduğu sanılıyor. Anaxagoras bu dönemin en büyük doğa bilginidir.Matematikteki bilgileriyle ün salmıştır. Astronomide de buluşları varmış: Ay ışığını, ay ve güneş tutulmalarını doğru olarak açıklamış. Empedokles gibi Anaxagoras’a göre de : Duyu verileri araştırmalarımıza çıkış noktası olarak alınmalıdır –duyuların bilgi değerleri sınırlı bile olsa. Ona göre de, kesin anlamınsa bir meydana gelme ile yok olma yoktur. Görünürdeki oluşma ile yok olma, asıl olan, gerçekten varolan öz’lerin (khremata), tohum’ların (spermata) birleşmesi ve dağılmasından başka bir şey değildir. Anaxagoras, deney dünyasındaki nesnelerin nitelik bakımından sayısız çeşitliliği dört öğenin birleşmesiyle açıklanamaz diyor. Deney dünyasında nitelik bakımından ne kadar çeşitlilik varsa, nitelikçe birbirinden ayrılan o kadar sperma (ana-madde) vardır. Empedokles düşüncesini mitolojik-edebi bir biçimde dile getirmişti. Anaxagora’ta bu kalkıyor, ayrıca, Herakleitos ile Empedokles’teki gerginlikler, karşotlıklar yerine evrenin birliği konuluyor. Kendisinden öncekiler gibi gerçeği maddi bir şey olarak düşünen Anaxagoras, sayısız spermalar arasında, bütün ötekiler için hareket nedeni olacak maddeyi arar ve bunu kendi içinde canlı bir şey diye düşünür. İonialıların ana- maddesi gibi. Bu madde, bütün ötekilerini kendinden harekete getirir. Ancak, diyor Anaxagoras, algılarımız bize evreni düzen, ereği olan bir bütün olarak gösterirler; dolayısıyla hareketi sağlayan kuvvet de, düzenleyen, bir ereğe (telos) göre oluşturan bir kuvvet olacaktır. Onun için Anaxagoras, oluşu meydana getiren ilkeye, gördüğü iş düşünce yetisininkine benzediğinden, Nous adını verir. Ancak, düşünce yetisine, akla benzetildiği için Nous’u maddi olmayan bir ilke diye anlamamalı. Nous da maddedir, yalnız pek ince, pek seçkin bir maddedir.O, bütün nesnelerin en incesidir, en arınmışıdır, yalnız başına olduğunda yalınç ve hiçbir şeyle karışmamış bir durumdadır; çeşitli niteliklerde görünmesine karşın, hep kendi kendisine eşittir, kendi kendine hareket edebilen biricik maddedir, bütün öteki varlıkların hareket ilkesidir. Nous, Herakleitos’un Logos’u gibi, evrene egemen olan kuvvettir; evreni harekete getirip oluşturması bakımından da Herakleitos’un ateş’inin gördüğü işleri görür. Yalnız, bu arada çok temelli bir ayrılık da var: Herakleitos’un ateş’i oluş sürecinin içinde eriyordu ve her şeye dönüşüyordu. Anaxagoras’ın Nous’u ise, hep öteki nesnelerin karşısında, onlardan ayrı, kendi başınadır. Anaxagoras: nasıl bir balçık yığını kendiliğinden bir heykel olamazsa, bunun için nasıl bir heykelcinin çalışıp bu balçık yığınına bir biçim kazandırması gerekirse, bunun gibi, sperma’ların khaosu, kendiliğinden, gördüğümüz düzenli, belirli nesnelerin dünyasını meydana getirmiş olamaz. Bunun için, düzenleyici, biçimlendirici bir kuvvet olan Nous’un işe karışması gerekir, diyor. Telos düşüncesini – bir başlangıç olarak da olsa –felsefeye ilk olarak getiren odur
    Teşekkürler..Emeğinize sağlık

    ***
    (Anaxagore) Klazomenai

    Grek Düşünürü.. İonia’da Klazomen Kasabası’nda doğdu. Antikçağ’ın en ünlü Düşünürleri’nden.. Doğumuna göre Empedokles’den (ö. MÖ 432) daha eski, eserlerine göre O’ndan daha yeni’dir.

    456 da Arkhon Kallias zamanında, Filosofi alanına üstün bir kişilikle girdi.

    Fizikçi’ydi. Kendisine kadar gelen 4 Unsur’la yetinmedi. O’na göre Unsurlar Sonsuz sayıda, Sonsuz Küçüklük’tedir. Bu Unsurlar’dan ne bir şey yok olabilir, ne de bu Unsurlar’a bir şey katılabilir. Empodokles’in Madde Parçacıkları öğretisi’ni geliştirdi.

    Onlar için ne Doğma, ne Bozulma vardır. Oluş'la Ölüm Düşünceleri yanlıştır. Hiçbir şey Yok’tan gelmez, hiç bir şey Yok olmaz. Olmak yerine, Birleşmek; ölmek yerine Ayrılmak denmelidir.

    Yer değiştirmekten, toplanmaktan, Dış Görünüşlerin değişmesinden başka Değişme yok’tur. Öz değişmez. Madde olan bu Unsurlar Cansız’dırlar, kendiliklerinden kımıldayamazlar. Onları kımıldatan, hareket ettiren bir Unsurlar Unsuru vardır ki bu Zihin dir.

    Zihin Madde değildir, Madde olan öteki Ögeler’in dışındadır, Sonsuza değin onlardan ayrı kalacaktır. Zihin, Evren’in Düzenleyicisi’dir, bütün Ögeleri Son uygunluğa göre kımıldatmış, düzenlemiştir. Başlangıçta bu Madde karma karışık bir haldeydi, herşey herşey’in içindeydi. Zihin bunları etkileyince Yaşama Kasırgası başladı. Yaşayan herşey’in bu unsurlar unsuru zihinden payı vardır.
    O Atina’yı Filosofi alanında uyandıran kişiydi. Güneş’in Kızgın bir Maden Külçesi olduğunu söyler. Altında Tek Boynuz taşıyan bir Koç’un Alnını yararak Tek Boynuz’un nedenini gösterip hurafelerle savaşır İnsan’ın Eli nedeniyle canlılar içinde en Akıllı olduğunu söyler.
    O Unsur kuramı yerine Maddi Parçacıklar Öğretisini kurdu. Nus Terimi ile de Ruhçuluk’u kurmuş oldu. Anaximenes'in (ö.480) Psykhe Terimiyle ortaya çıkan bu Ruh, Anaxogoras'ın elinde Bilinç'le aynılaştı.

    Şöyle der: ‘Çünkü O, Bütün Nesnelerin en incesi’dir, en temizi’dir.’
    Platon ve Aristoteles’i etkileyip günümüze kadar süren ikiciliği ortaya attı. Platon O’nun bu kavramını bütünüyle Maddilik’ten çıkardı.
    Aristoteles Nus için şöyle der: ‘İlk olarak Anaxogoras, Madde’nin karşısında onun egemeni olan Nus'u koydu. Nus'un Yaratan ve Madde’nin Yaratılan olduğunu söyledi. Çünkü her şey bir aradayken Nus gelip düzenler.

    Hiç bir şey Yok’tan gelmez, hiç bir şey Yok olmaz. Ölüm olmadığı gibi Doğum da yoktur. Doğum yerine birleşmek, ölüm yerine ayrılmak denmelidir. Değişiklik görünüştedir, Öz değişmez. Cansız Maddeler sonsuz sayıda, sonsuz küçüklüktedirler. Bu maddeleri canlandıran Ruh’tur. Ruh Madde’nin dışındadır ve sonsuza kadar ondan ayrı kalacaktır.

    Oğllunun ölümünü bildirdiklerinde :
    ‘Ölümlü birini Dünya’ya getirdiğimi biliyordum’ demiş,

    Gurbet’te hastalandığında üzülen bir Dostuna da,
    ‘Öteki dünya’ya giden yolların uzunluğu her yerde aynıdır ‘der.

    *
    Alıntı

    Sözü akıl ile söyle,bilgi ile süsle...


  5. #155
    UYARI:
    Kullanıcıların Profil Bilgileri Misafirlere Kapatılmıştır. Görmek için KAYIT olmalısınız.~
    fσяυм ρяєηѕєѕ

    Standart Ayn Rand





    (2 Şubat 1905 – 6 Mart 1982, ilk adı Alisa Zinovyevna Rosenbaum), kurduğu objektivizm felsefesi ve yazdığı Yaşamak İstiyorum (We the Living), Ben (Anthem), Hayatın Kaynağı (The Fountainhead) ve Atlas Silkindi (Atlas Shrugged) kitapları ve objektivizm felsefesiyle tanınan düşünür-yazar.
    Felsefesi ve kitapları kendi bireycilik, rasyonel bencillik ve kapitalizm mefhumlarını vurgular.

    Devletin özgür bir toplumda yasal ama minimal bir role sahip olduğuna inanan Rand, bir anarşist değil ama bir minarşist’tir. (bu tanımı kendi kullanmamıştır.)
    Romanları kendisine özgü oluşturduğu bir kahramanın tanıtımını merkez alır, Kahraman kendi yeteneği özgünlüğü ve bağımsızlığı yüzünden toplumla çatışır, ama bu çatışmalar onun hataları yüzünden değil, rasyonel davrandığı ve yürekten gelen bir şekilde kendi çıkarı için çalıştığı için olur. Rand’a göre rasyonel düşünen akıllar için çatışma söz konusu değildir. Kahraman yine de idealleri doğrultusunda devam eder. Rand bu kahramanı ideal insan olarak görür ve literatürünün bu tip insanlar için bir tanıtım yeri olmasını amaç edinir.
    O’na göre,
    İnsan değerlerini ve hareketlerini mantık kullanarak seçmelidir,
    Bireylerin kendilerini başkaları için feda etmeden ve aynısını başkalarından beklemeden kendi amaçları için yaşamaya hakları vardır,
    Kimsenin bir başkasının haklarına güç kullanarak tecavüz etmeye ya da güç kullanarak ona kendi fikirlerini empoze etmeye hakkı yoktur.

    Gençlik yılları

    Ayn Rand Rusya’da Saint Petersburg’da doğdu. Yahudi bir ailenin üç kızının en büyüğü idi. Ailesi agnostik ve dine karşı ilgisizdi. Küçük yaşlarından itibaren edebiyat ve sinemaya ilgi duydu. Yedi yaşındayken hikâyeler ve oyunlar yazmaya başladı. Annesi ona Fransızca öğretme görevini üstlendi ve çocuklar için hikâyelerin bulunduğu bir dergiye abone oldu. Bu dergilerde Rand ilk çocukluk kahramanını buldu: Rudyard Kipling tarzı bir hikâye olan Gizemli Vadi’de yerli bir subay, Cyrus Paltons.


    Gençlik yılları boyunca Sir Walter Scott, Alexandre Dumas ve diğer romantik yazarların kitaplarını okudu ve genel olarak romantizm akımına karşı tutkulu bir sevgi besledi. 13 yaşında Victor Hugo’yu keşfetti ve romanlarına aşık oldu. Sonraki yıllarda Rand onu en sevdiği, dünya edebiyatının en büyük roman yazarı olarak adlandırmıştır.

    Petrograt Üniversitesi’nde felsefe ve tarih okudu. Üniversite yıllarında yaptığı en büyük keşifler Edmond Rostand, Friedrich Schiller ve Fyodor Dostoyevski oldu. Rostand’a zengin, romantik hayal gücü, Schiller’e de büyük, kahramansı etkisi yüzünden hayranlık besledi. Dostoevsky’e kurduğu drama ve yaptığı derin ahlaki analizler yüzünden hayrandı, ama felsefesine ve hayat anlayışına derinden karşıydı.

    Kısa öyküler ve oyunlar yazmaya devam etti, ve yoğun bir şekilde anti-sovyet fikirler içeren düzensiz bir günlük tuttu. Nietzsche ile de tanıştı, Zerdüşt Böyle Diyordu’daki kahramanca ve özgür adamı yüceltişini beğendi, ama aynı zamanda felsefesine romanlarının önsöz kısmında haşince eleştirecek kadar karşı oldu.

    Rand’ı açık ara en çok etkileyen isim özellike Mantık adlı eseriyle Aristoteles’tir, onu gelmiş geçmiş en büyük filozof olarak gördü ve sonradan etkilendiği tek filozof olduğunu söyledi.
    Sonradan 1924′te devlet sinema sanatları enstitüsüne girdi ama 1925′te kendisine Amerika’daki akrabalarını ziyaret etmek için bir vize verildi. Şubat 1926′da 21 yaşında ABD’ye geldi ve akrabalarıyla Chicago’da geçirdiği kısa bir süreden sonra bir daha hiçbir zaman Sovyetler Birliği’ne geri dönmemeye karar verdi. Senarist olma hayali ile Hollywood yollarına düştü.
    Sonradan ismini Ayn Rand olarak değiştirdi. İsmini Remington Rand daktilosundan aldığına dair bir rivayet vardır ama o Ayn Rand ismini daktilo piyasaya çıkmadan önce kullanmaya başlamıştır.

    Ayn adını Finlandiyalı bir yazardan etkilenip aldığını söylemiştir. Bu Finlandiya-Estonyalı bir yazar olan Aino Kallas olabilir, ama Fince konuşulan ülkelerde bu isme ve varyasyonlarına sıklıkla rastlandığı için kesin olarak bilinmiyor.


    Önemli eserleri
    Başlangıçta Hollywood’da bocaladı ve basit ihtiyaçlarını karşılayabilmek için tuhaf işlere girdi. Ek olarak Cecil B. DeMille’in King of Kings’inde çalışırken gözüne çarpan hırslı, genç bir aktörle tanıştı, Frank O’Connor. İkisi 1929 yılında evlendiler. 1931 yılında Rand Amerikan vatandaşlığına kabul edildi.
    Edebi ilk başarısını 1932 yılında Red Pawn adlı senaryosunu Universal stüdyolarına satarak yakaladı. Ardından 1934′te 16 Ocak Gecesi (Night of January 16th) adlı eserini yayımladı ve bu eser büyük ölçüde başarılı oldu. Sonra 1936′da Yaşamak İstiyorum (We the Living), 1938′de de Ben (Anthem) adlı romanlarını yazdı.
    Yaşamak İstiyorum Amerikalı eleştirmenlerden orta, İngiltere’de ise iyi bir tepki aldı, ama Anthem tuhaf yayımlanma hikâyesi yüzünden sadece İngilterede ama önemli bir beğeni kazandı. Rand Amerikayı o yıllarda etkisine alan kızıl dönem’e (the red decade) son derece karşıydı ve aslında Anthem Amerikada yayıncı bile bulamadı, ilk baskısı İngiltere’de yapılmıştır. Bunun yanında, Rand hala edebi üslunu tam olarak geliştirememişti ve romanları hala gelişmesini tamamlamamıştı.
    1999 ABD posta pulu, Rand’ın anısına.
    Roma’daki Scalara film şirketi tarafından 1942′de Ayn Rand’ın haberi olmadan Yaşamak İstiyorum kitabı üzerine 2 film yapıldı: Noi vivi ve Addio, Kira. Benito Mussolini yönetimindeki İtalyan hükümeti ikisini de sansürledi fakat anti-sovyet içeriği yüzünden yayınlanmasına izin verdi. Filmler başarı kazandı ve halk çabucak filmlerin komünizm’e olduğu kadar faşizm’e de karşı olduğunu anladı, kısa süre sonra da hükümet yasaklamaya karar verdi. Sonradan filmler elden geçirildi ve Rand’ın onayı ile We the Living adı ile 1986 yılında yayınlandı.
    Rand’ın profesyonel anlamda ilk büyük başarısı yazımı 7 sene süren ve 1943 yılında yayınlanan Hayatın Kaynağı (The Fountainhead) romanı oldu. Roman 12 yayıncı firma tarafından “fazla entelektüel ve Amerikan düşünce tarzına karşı” olması gerekçesiyle geri çevrildi, “bu kitabı okuyacak bir kitle yok” ‘tu. Sonunda kitap Archibald Ogden’in kitabı beğenmesi ve editörlük kurulunda kabul ettirmesi sayesinde Bobbs-Merrill Company yayınevi tarafından basıldı. İlk zorluklara rağmen Hayatın Kaynağı dünya çapında bir başarıya kavuşarak Ayn Rand’a ün ve ekonomik rahatlama getirdi.


    Hayatın Kaynağı’nın teması “insanın ruhundaki bireycilik ve kollektivistlik”tir. Beş ana karakteri konu alır. Başkahraman Howard Roark, Rand’ın idealidir, yüce ruhlu, kendi fikirlerine ve ideallerine güçlü biçimde bağlı, hiçkimsenin bir başkasının tarzını herhangi bir alanda, özellikte mimaride kopya etmemesi gerektiğini düşünen bir mimar. Romandaki diğer tüm karakterler yoğunluğu değişmekle birlikte ondan değerlerinden feragat etmesini talep ederler ama o kararlılığını muhafaza eder. Roark’ın ilginç bir başka yönü de, bu savaşını alışılagelmiş diğer kahramanlar gibi özgünlüğü ve dünyanın adaletsizliği ile ilgili uzun ve tutkulu monologlara girerek değil, aksine kibirli, neredeyse küçümseyici bir suskunluk ve birkaç küçük söz ile yapar.


    Rand’ın “magnum opus”u, en büyük eseri Atlas Vazgeçti’dir. (Atlas Shrugged) 1957 yılında yayımlanmış ve dünya çapında bir bestseller olmuştur. (Kitabın adının Türkçe karşılığı “Atlas Silkindi”‘dir. Dünyayı sırtında taşıyan Atlas’ın artık vazgeçtiğine yapılan bir göndermedir. Türkçe çevirisinde “Atlas Vazgeçti” ismi kullanılmıştır.) Atlas Vazgeçti, Ayn Rand’ın objektivist felsefesini en iyi ve bütün şekilde anlattığı romanıdır. Kitapta yer alan şu sözleri düşüncesini özetler:
    “Benim felsefem, özünde, hayattaki ahlaki amacı kendi mutluluğu olan, varlığının yegane amacı ve en yüce eseri olarak yaratıcı üretkenliğini gören kahramansı bir varlık, bir insan konseptidir.”

    Atlas Vazgeçti’nin ana teması “insan aklının toplumdaki rolü” dür. Rand sanayiciyi tüm toplumlardaki en değerli organ olarak görür ve sanayicilere karşı duyulan genel kızgınlığı son derece sert bir biçimde eleştirir. Bu duyguları onu Amerikalı sanayicilerin greve gittiği ve dağlık bir alanda saklanmayı seçtiği bir roman yazmaya iter. Toplumun sömürücü olarak gördüğü, aşağıladığı ve suçladığı bu idealist, yaratıcı insanların kaçmasıyla Amerikan toplumu ve ekonomisi genel anlamda çöküşe girer. Hükümet sanayi üzerindeki zaten boğucu olan kontrollerini artırarak tepki gösterir. insan yetenekleri gibi birçok farklı ve kompleks meseleyi irdeler.

    Nathaniel Branden, karısı Barbara, Alan Greenspan ve Leonard Peikoff gibi başkaları ile birlikte Ayn Rand, Felsefesini tanıtmak ve yaymak üzere objektivist hareketi başlatır.


    Objektivist Hareket
    1950′de Rand New York’a taşındı ve 1951′de 19 yaşında genç bir psikoloji öğrencisi olan Nathaniel Branden ile tanıştı. 14 yaşındayken Hayatın Kaynağı’nı okuyan Branden Rand’ın açığa çıkan objektivist felsefesini kendisiyle tartışmaktan zevk alıyordu. Branden ve bazı arkadaşları ile birlikte bir grup oluşturdular ve ileride Birleşik Devletler Merkez Bankası başkanı olacak Alan Greenspan’ın da katılımından faydalandılar. Yıllar sonra her ikisi de evli olmasına rağmen Rand ve Branden’ın arkadaşlıkları romantik bir ilişkiye dönüştü. Eşleri tarafından kabullenilmesine rağmen bu ilişki Branden’ın önce eşinden ayrılmasına sonra da boşanmalarına sebep oldu. 60 ve 70′li yıllarda Rand objektivist felsefeyi kitaplarıyla ve çeşitli üniversitelerde yaptığı konuşmalarla geliştirip yaydı. Konuşmalarının çoğunu Nathaniel Branden’ın felsefeyi yaymak için kurduğu Nathaniel Branden Estitüsü’nde (NBI) yaptı.

    Frank O’Connor ve Ayn Rand’ın mezarları
    1968′de Karmaşık bir dizi ayrılma-birleşmeden ve Nathaniel Branden’ın Patrecia Scott ile olan ilişkisini öğrendikten sonra hem kendisi, hem de karısı Barbara Branden ile olan münasebetini kesin bir şekilde bitirdi. (Bu ilişki Rand-Branden ilişkisiyle çakışmamıştır.) Rand NBI ile ilişkisini bitirdi ve “The Objektivist” dergisinde yayınladığı bir mektupla Branden ile olan ayrılıklarını duyurdu. Birdaha biraraya gelmediler ve Branden objektivist harekette bir “persona non grata” oldu.

    Sonradan başka ayrılıkların ve kocasının 1979′daki ölümünün de etkisiyle objektivist harekete yönelik aktiviteleri azaldı. Son projelerinden biri Atlas Vazgeçti’nin bir televizyon uyarlamasıydı.

    Rand yakalandığı kanser hastalığını yendikten sonra 6 Mart 1982′de kalp krizinden öldü. mezarı Valhalla, New York’taki Kensico mezarlığı’ndadır.

    *
    Alıntı

    Sözü akıl ile söyle,bilgi ile süsle...


  6. #156
    UYARI:
    Kullanıcıların Profil Bilgileri Misafirlere Kapatılmıştır. Görmek için KAYIT olmalısınız.~
    fσяυм ρяєηѕєѕ

    Standart ---> FiLozofLar...

    tesekkurler
    - Ben bir ateistim hepsi bu. Birbirimize karşı iyi olmaktan ve başkalarına yardım etmekten başka bir şeye inanmıyorum.-

  7. #157
    UYARI:
    Kullanıcıların Profil Bilgileri Misafirlere Kapatılmıştır. Görmek için KAYIT olmalısınız.~
    :D

    Standart ---> FiLozofLar...

    Thomas Aquinas

    Thomas Aquinas (1225 - 1274) İtalyan Katolik filozof ve din adamı.

    Napoli krallığının soylu ailelerinden birinin oğluydu. Derebeyi yaşamını değil okumayı ve araştırmayı tercih etti. Dominiken tarikatına girdi. Tarikata girmesine karşı olan babası tarafından Parise giderken yakalanıp şatosunda tutsak edildi. İki yıl sonra kaçmayı başardı. Albertus Magnus'un in öğrencisi olan Thomas Skolastik felsefenin en büyük düşünürüydü. Öğretisi önemli ölçüde Aristotelesin metafiziğine dayanıyordu. Ortaçağda Hıristiyan felsefesinin doruğu olan bu öğreti daha sonra Katolik kilisesinin resmi felsefesi haline geldi. Skolastiğin ilk dönem anlayışında inanılan ile bilinen birbirine denk ve birbiriyle örtüşüyordu.

    Thomasa göre dini doğrular ile akıl iki ayrı bilgi kaynağıdır. Bize başka başka şeyler öğretirler. Bilmek tanıtlamak demektir. İnanmak ise açıklamayı olduğu gibi doğru saymaktır. Ona göre bilgi insana en yüksek ışığı anlaması için ön koşullar sağlar. Thomas bilginin çıkış noktasının deney olduğunu düşünür. Duyusal bilgilerimizi genel kavramlar haline getirebildiğimiz için mantığımızla işlememiz gerekir. Kavramlar nesnelerin özlerini bize verirler. Direkt olarak her şeyi kavrayan bir bilgi formu insanoğluna kapalıdır. Bir objeyi ancak özünü ve özünün etkilerini kavramlaştırarak bilebiliriz. Objenin düşüncemizdeki yansısı gerçeğe uyuyorsa bilgimiz doğrudur. Bu soyutlama işleminin bizi vardıracağı en yüksek kavram varlıktır.

    Thomas tümel kavramların nesnenin özünde olduğunu düşünür. Bu kavramlar nesneyi nesne yapan zorunlu belirlemelerdir. Her olup biten nesnedeki özsel formların açılması ve evrimidir. Formlar tıpkı bir tohum gibi maddede gizli bir güç olarak bulunurlar. Dünyada her olup biten belli bir ereğe göre belirlenmiştir. Oluşu başlatan da oluşun ereği de Tanrıdır. Thomas evreni varlık aşamalarına böler: Cansız cisimler bitkiler hayvanlar insanlarmelekler ve en yüksek basamakta da Tanrı yer alır. Varlık aşamaları gelişen hayatın basamaklarıdır. Ahlak öğretisinde istenç özgürlüğü her türlü ahlakın ön koşuludur. Ancak özgür olan akla dayanan düşüncelerden doğan eylemler iyidir. Aristoteles gibi Thomasda da insan toplumsal bir varlıktır. Devlet doğal bir zorunluluktur başındakilere itaat gereklidir.

    Thomas'ın en önemli eseri Summa Theologica dır.
    *





    *

  8. #158
    UYARI:
    Kullanıcıların Profil Bilgileri Misafirlere Kapatılmıştır. Görmek için KAYIT olmalısınız.~
    dυѕLєяfσяυм üує

    Standart ---> FiLozofLar...

    Emeğinize sağlık, teşekkürler

    Www.DuslerForum.ORG

    Not: Kontrol Panelinizden Bu Alanı Değiştirebilirsiniz.
    ( Facebook / Skype / Msn / RekLam / Video / Link / yasaktır)
    ..bu maddelerden birini veya bir kaçını eklerseniz üyeliğiniz durdurulacaktır..


  9. #159
    UYARI:
    Kullanıcıların Profil Bilgileri Misafirlere Kapatılmıştır. Görmek için KAYIT olmalısınız.~
    BANLI UYE!

    Standart Cevap: FiLozofLar...

    zeki ve iyi ki gelmiş olan adamlar. geleceğe yön verdiler.

Sayfa 16/16 İlkİlk ... 610111213141516

Sistem Bilgileri

Bu sistem vBulletin® alt yapısına sahiptir!
Telif hakları, Jelsoft Enterprises Ltd'e aittir. Copyright © 2020

Uyarı

5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesine göre üyeler yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. Yer sağlayıcı olarak hizmet veren sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal Şikayetler e-ticaret ile ilgili iletişime geçilmesi halinde size dönüş yapacaktır.

istanbul escort escort bayan ümraniye escort ankara escort imajbet Elexbet Marsbahis bahis forum beinsports izle queenbet Kalebet Slotbar Nakitbahis Savoybetting Piabet ankara escort betboo ataşehir escort bayan ümraniuye escort bayan kadıköy escort bayan mersin escort mersin escort tipobet retrobet Bahis siteleri justin tv Tjk canlı film izle tipobet365 tipobet betmatik Bahis Siteleri Canli bahis Bahis Siteleri Bahis Siteleri Bahis Siteleri Canli bahis justin tv yetişkin sohbet odaları goldenbahis giriş buca escort escort konya mynet sohbet okey oyna celtabet tv celtabet kamu haber 2019 filmleri izmir escort slot oyna tombala oyna sincan escort bayan eskişehir escort