PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Kennedy Suikastinin Perde Arkası



meridyen2
16 Mayıs 2010, 21:15
Kennedy Suikastinin Perde Arkası

Sadece kayıtlı üyeler mesajları görebilirler.

Akmakta olan bir nehrin akış yönü değiştirilmemişse, bunun sorumlusunu bulmak için nehrin yeni suladığı tarlanın sahibine bakmak yeterli olacaktır. Kennedy suikastinde ise sulanan tarla, tek bir adresi gösteriyor: İsrail'i...

Kennedy suikasti konusunda onlarca farklı senaryo ortaya atıldı. Biz burada birçok Amerikan aydının ortaya koyduğu, fakat mümkün olduğu kadar hasıraltı edilmeye çalışılan bir başka alternatif senaryodan daha söz etmek istiyoruz.

Bunu dikkate alırken üzerinde durduğumuz temel bir kriterimiz var: Akmakta olan bir nehrin akış yönü değiştirilmişse, bunun sorumlusunu bulmak için nehrin yeni suladığı tarlanın sahibine bakmanın yeterli olacağıdır.

Kennedy suikastinin başlangıcı aslında Eisenhower dönemine kadar uzanmaktadır. İki dönem üst üste başkan seçilen Eisenhower'ın yönetimi, izlediği politikalar dolayısıyla Yahudi lobisini çok öfkelendirmişti. Yahudi lobisi bir daha böyle bir yönetim görmek istemiyordu. Bu nedenle daha organize çalışmaya karar verdiler. Baskıyı artıracaklardı. Bu kararın en önemli uygulaması, AIPAC'in kurulması oldu. Lobi, yeni Eisenhower'lara izin vermeyecekti.

Bunun için ilk uygulamaya karar verdikleri yöntem, başkan olacak kişiyle henüz seçilmeden önce bağlantı kurmaktı. Başkan adaylarıyla konuşacak ve "eğer seçildiğinizde İsrail'e destek olmaya söz verirseniz, kampanyanıza büyük yardımlar yapabiliriz" diyeceklerdi. Bunun ilk denemesini John F. Kennedy'e yaptılar. Eisenhower'ın görev süresi 1960'da bitiyordu ve yapılacak seçimlerin en güçlü ismi de Demokrat Parti'nin adayı Kennedy idi. Lobi, işi sağlama almaya karar verdi ve seçim kampanyası sırasında Kennedy ile temas kurdu. Yahudi lobisinin etkisinin sanılandan daha çok olduğunu anlatan kitapların en önemlilerinden biri olan "They Dare to Speak Out: Konuşmaya Cesaret Ettiler" kitabının yazarı Paul Findley olayı aynı kitabında şöyle anlatıyor:

"(Seçimden bir süre önce) Kennedy, New York'un önde gelen Yahudilerinden birinin evindeki yemeğe katılmıştı. Ancak o akşam duyduğu bazı sözler canını fena halde sıkmıştı. Kennedy o akşamı yakın dostu gazeteci Charles Bartlett'e anlatırken, 'inanılması zor bir deneyimdi' demişti. Anlattığına göre, o gece yemeğe katılanlardan biri -Kennedy adamın adını vermemişti- Kennedy'e, 'kampanyanız sırasında bazı ekonomik güçlüklerle karşılaştığınızı biliyoruz' demişti. Ve şöyle eklemişti: 'Ancak eğer önümüzdeki dört yıl boyunca Ortadoğu ile ilgili politikalarınıza yön verme şansı tanırsanız, kampanyanız için size çok etkili bir biçimde yardımcı olabiliriz.' Bu, Kennedy'nin hiç alışık olmadığı bir öneriydi."

Evet, Kennedy bu tür kirli pazarlıklara alışık değildi ve bu yüzden de lobinin teklifini geri çevirmişti. Avukatı Bartlett'e "bir başkan adayından çok, bir yurttaş olarak tepki gösterdim, kendimi hakarete uğramış gibi hissettim" demişti. Kennedy ayrıca eğer başkan seçilirse, başkan adaylarının seçim kampanyası için hazineden gelen para dışında para kullanmalarını, yani lobiden rüşvet almalarını yasaklayacağını da eklemişti.

Genç adam, kendi elleriyle kendi sonunu hazırlıyordu...

Kennedy'nin İsrail'le Kavgası

Sonuçta Kennedy lobinin desteği olmadan da başkan seçildi. Lobi Kennedy'e sıcak bakmıyordu. Başkan, Amerikan tarihindeki ilk Katolik başkandı; ayrıca eski bir büyükelçi olan babası Joseph Kennedy de zamanında lobi tarafından boy hedefi haline getirilmişti. Kennedy de lobiye ve İsrail'e pek sıcak bakmıyordu; başkanlık öncesinde aldığı "ahlaksız teklif" onu lobiden bir hayli soğutmuştu. İlerleyen aylarda Başkan, İsrail yönetimiyle büyük bir çatışmaya girdi. Çatışma, İsrail'in nükleer programı nedeniyle patlak vermişti. İsrail Başbakanı Ben-Gurion, hummalı bir nükleer silah üretme programı izliyordu; Kennedy ise nükleer silahlanmayı durdurma programı çerçevesinde Yahudi Devleti'ni bu işten vazgeçmesi için ikna etmeye çalışıyordu. Kennedy, elinden geldiğince Yahudi Devleti'nin Dimona reaktöründeki gizli nükleer çalışmalarını engellemeye çalışmıştı. Ben-Gurion'un yazdığı mektuplarda kendisinden "genç adam" diye söz etmesi ve daha üst bir konumdaymış gibi bir üslup kullanması yüzünden de çileden çıkıyordu. Bu arada Kennedy'nin Araplara yönelik olumlu bakış açısı da, onu İsrail ve lobi gözünde tam anlamıyla boy hedefi haline getirmişti. Kennedy'nin Ortadoğu'da adil bir politika uygulamaya niyetlendiği, daha senatör olduğu sıralarda Fransa'ya karşı bağımsızlık savaşı veren Cezayir'i desteklemesiyle ortaya çıkmıştı. Cezayir bağımsızlığına karşın Fransa'ya büyük askeri destek veren İsrail, JFK'nın "tehlikeli" biri olduğunu daha o zaman sezmişti. Genç Başkan, Beyaz Saray'a oturduktan sonra da Arap ülkeleriyle, özellikle de Mısır'la olumlu ilişkiler kurmaya çalışmıştı.

Kısacası, Amerika ve İsrail'deki Yahudi liderler, ikinci bir Eisenhower vakası ile karşı karşıya kalmışlardı. Ancak bu kez oturup Kennedy'nin seçim kaybetmesini bekleyecek kadar sabırlı değillerdi. Kennedy halktan çok büyük destek alıyordu ve bir sonraki seçimleri kazanacağı da kesin görünüyordu. İsrail ve lobi, bir beş yıl daha bekleyemezdi.

Peki, ne yapmalıydılar? Kennedy'i ikna etmenin yolu yok gibi gözüküyordu; bunu zaten seçimden kısa bir süre önce denemiş ve ters tepkiyle karşılaşmışlardı. Bu durumda Kennedy'nin yerine geçebilecek muhtemel başkanlar üzerinde düşünmek gerekiyordu. Kennedy'nin Cumhuriyetçi Parti'den rakibi olan Nixon da onlar için pek olumlu gözükmüyordu. Seçimlerde Nixon'a büyük bir destek verip Kennedy'nin kaybetmesini sağlasalar bile, yine de ellerine bir şey geçmeyecekti. Ancak bir başka isim, onlar için çok uygun olduğu sinyalini veriyordu. Bu, Kennedy'nin yardımcısı Lyndon B. Johnson'dı. Son dönemlerde özellikle dış politika konularında Kennedy'le çokça tartışan ve Başkan'la arası oldukça açık olan Johnson, lobi açısından "ideal başkan" prototipi çiziyordu. Politik kariyeri boyunca İsrail'e desteğini sık sık vurgulamış ve başkan yardımcılığı yaptığı dönem boyunca da Yahudi Devleti'ne olan sempatisini açığa vurmuştu.

Eğer İsrail ve lobi, bir yolunu bulur da Kennedy'nin yerine Johnson'ı başkan yaparlarsa, oldukça büyük bir iş başarmış olacaklardı. Ama bu normalde mümkün değildi; böyle bir koltuk değişimi olması için Başkan'ın ya istifa etmesi ya da ölmesi gerekiyordu. Başkan'ın istifa etmeye de niyeti yoktu elbette...

İşte Kennedy suikasti tam bu sırada gerçekleşti.

Kennedy Suikastinde 'Son Hüküm': Başkan'ı Mossad Öldürdü!

Paul Findley, Kennedy suikasti hakkında üretilen komplo teorileri arasında İsrail'in adının hiç geçmediğinden bahseder. Oysa Yahudi Devleti Kennedy'i ortadan kaldırmayı istemek için çok fazla gerekçeye sahiptir. Ayrıca Findley'in dediği gibi, Kennedy suikasti ile ilgili olarak sanık sandalyesine oturtulan Küba lideri Castro, mafya ya da fanatik anti-komünistler gibi bu işi becerecek güç ve yeteneğe sahip değildir. (Oliver Stone'nun JFK adlı filminde ortaya konduğu gibi, Kennedy suikasti son derece planlı ve sofistike bir eylemdir ve devlet içinden odakların işin içine karıştığı kesindir.) Findley, Mossad'ın Kennedy'i ortadan kaldırmayı isteyecek nedenlere ve bu işi yapabilecek güç ve yeteneğe kesin olarak sahip olduğunu hatırlatır. Bu gerçeğe rağmen sanıklar listesinde Mossad ve İsrail isimlerinin hiç geçirilmemesi, kuşkuları daha da artırmaktadır.

Kennedy suikastinde Mossad'ın rolü ile ilgili en detaylı çalışma ise Amerikalı araştırmacı Michael Collins Piper'ın 1993 yılında yayınladığı Final Judgement (Son Hüküm) adlı kitapta ortaya kondu. Piper, 335 sayfa ve 600 dipnottan oluşan kitabında Kennedy suikasti ile ilgili "son hükmü" veriyordu: Suikast bir Mossad ürünüdür!

Piper, öncelikle Kennedy ile İsrail yönetimi arasındaki çatışmanın detaylarını inceliyordu. Bu çatışma o kadar keskindi ki, İsrail Başbakanı Ben Gurion, Nisan 1963'te Kennedy'nin varlığının İsrail'i tehdit ettiğini öne sürerek istifa etmişti.

Suikastin ayrıntılarında çok sayıda Mossad bağlantısı vardı. Piper, New Orleans Savcısı Jim Garrison tarafından suikast ile ilgili olarak soruşturmaya uğrayan Clay Shaw'a dikkat çekiyordu. Çünkü delil yetersizliği ile davadan beraat eden, ancak suikastle ilgisi olduğu aşikar olan Shaw, Mossad'ın paravan şirketi olarak işlev gören bir firmanın yönetim kuruluşunda çalışıyordu. (Piper'a göre, yönetmen Oliver Stone, JFK filminde Clay Shaw'un bu Mossad bağlantısını atlamıştır, çünkü Stone'un en büyük finansörü, Arnon Milchan adlı İsrailli bir silah tüccarıdır).

Piper'ın kitabında konuyla ilgili önemli bilgiler aktaran eski bir Fransız istihbaratçı vardır. Bu kişi, Mossad'ın suikastçilerle bağlantı kurarken, Fransız istihbaratındaki bir ajandan yararlandığını söyler. Mossad'la suikastçiler arasında aracılık yapan bu Fransız ajan, Cezayir yanlısı tutumundan dolayı Kennedy'den nefret etmektedir.

Piper, suikastteki Mossad bağlantısının hasıraltı edilmesine de değinir. Belli kişiler, suçu mümkün olduğunca uzak adreslere atmaya çalışmışlardır. Suikasti inceleyen Warren Komisyonu'na, sorumlunun KGB olduğu konusunda en çok telkinde bulunan kişi, CIA eski şefi James J. Angleton'dır. Angleton'ın en önemli özelliği ise İsrail ve Mossad'a olan ünlü yakınlığıdır; CIA şefi olduğu dönemde "Mossad'ın manevi babası" ünvanını kazanmıştır.

Suikasttaki "İsrail hipotezi"ni güçlendiren bir başka nokta, Kennedy'nin ardından Başkan olan Johnson'ın İsrail'e olan büyük yakınlığıdır. O tarihe kadar görev yapan Amerikan başkanları içinde "en İsrail yanlısı" sayılan Johnson, ilk kez Yahudi Devleti'ne büyük miktarlarda silah yardımı yapmış, 1967 Savaşı sırasında İsrail'e gizli yollardan askeri araç ve deneyimli personel göndermişti. Paul Findley, Johnson hakkında şunları söylüyor: "İsrail hükümeti Johnson başkan olursa herşeyin lehlerine dönüşeceğini bilmekteydi ve gerçekten de öyle oldu. Kennedy'nin ölümünden sonra ABD ilk defa İsrail'e çok geniş çapta silah göndermeye başladı. 1967 Haziran Savaşı sırasında Johnson el altından İsrail'e hem malzeme hem de personel yardımında bulundu."

Lobi, Johnson döneminde lobi yapmaya gerek bile duymamıştı. İşte en başta belirttiğimiz nehir örneğinin Kennedy suikastinde götürdüğü yer İsrail'dir. Kennedy'nin öldürülmesiyle Yahudi Lobisi kendi tarlasını rahat rahat sulamaya başlamıştır. (makale harun yahya)

HaDeS
27 Haziran 2011, 17:08
Sadece kayıtlı üyeler mesajları görebilirler. (Sadece kayıtlı üyeler mesajları görebilirler.)