PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Erenlerden: Edip Harabi



Ömrüm
16 Aralık 2012, 21:21
[CENTER]Sadece kayıtlı üyeler mesajları görebilirler.

[CENTER]Edip Harabi[/CENER]

1853 yılında İstanbul'da doğdu. Asıl adı Ahmet Edip'tir. Harabı sonradan şiirlerinde kullandığı mahlastır. Bazı şiirlerinde adı Edip olarak geçer. Bahriye Birlik katibi olan Harabı ömrünü İstanbul ve Rumeli'de geçirmiştir. 17 yaşında Bektaşiliğe giren Harabı dünyadan göçüş yılı olan 1917'ye kadar bu yolun sadik bir bendesi ve yılmaz bir savaşçısı olmuştur.

Tasavvufla tasavvuf üstatlarının eserleri ile yakından ilgilenmiş, hece ve aruzla yazdığı veya irticalen söylediği deyişlerle koca bir divan meydana getirmiştir. Yunus'un sevgi ve birlik duygusuna, Nesimi'nin sertliğine, Kaygusuz'un hiciv ve istihzasına, Pir Sultan’ın cesaretine bu dünyadaki deyişlerde bol bol rastlamak mümkün.

DIVAN
Harbi’nin kendi el yazısı ile meydana getirdiği divan 570 sahifesidir. Bu divani inceleyen Nejat AN arkadaşımız söyle yazıyor: "Edip Harabı Divani İstanbul’da Süleymaniye kütüphanesinde, Ihsan Mahfi kitapları arasında 98 numarada kay itli bir yazmadır. Şiirlerin yazılı olduğu defter arada bir sahifeleri başka renkte olan, ilk otuz sahifesi diş kenarından fare yeniğine uğramış, kalın bir defterdir. Şiirler gelişi güzel bir sırayla yazılmıştır. Sonda bir fihrist var. Bu fihristte, şiirlerin ilk mısraları ile, bunların hizalarında: âşıkanedir, rindinedir, hezeldir, nefestir, fakiranedir, mersiyedir, hicvimizdir, felekten şikâyettir, vahdet-i ilahidir, bereyi latife söylenmiştir, hakiminedir, duadan ibarettir... gibi izahlar var.

Şiirleri aruzla ve hece ile yaz ilmiştir. Şairin bu iki vezne de çok alisi olduğu hâkimiyetinden anlaşılıyor. Uyakları kimi zaman göz için, kimi de kulak içindir. Rediflere rağbeti vardır. Nazım şekillerini maksadına göre seçmekte ustadır.

Edip Harabı, tasavvuf konularında olduğu kadar hiciv alanında da usta ve tecrübeli bir sairdi. Hicviyelerinin üstünde, kime niçin ve ne zaman yazıldığını gösteren notların bulunması; onların ilginçliğini artırmaktadır.

Bu arada şairi coşturan, kızdıran sebeplerin belli olması, onun hayati hakkında da epey bilgi vermektedir.


YENIDEN DOĞUŞ
Harabı bütün Bektaşiler gibi yeniden doğuşa ermiş ve hayatına yeni bir yön vermiştir. Bu doğuş 17 yaşında olmuştur:


Berzahtan kurtuldum çektim aradan
On yedi yaşında doğdum anadan
Muhammed Hilmi Dede Babadan
Çok şükür hamdolsun geldim imkane

Çok genç yaşında, Merdiven Köyü Bektaşi tekkesinde M. A. Hilmi Dede Baba’ya ikrara verip tarikat giren Harabı hayatinin sonuna kadar bu ikrara sadık kalmış, şiir ve nefesleri ile Bektaşi edebiyatının en kudretli ustalarından biri olmuştur.

Bektaşi olmadan önceki halini söyle anlatır: "Abdestimi alır, tastan duvar karsı bir kalkar bir yatardım. Sav mi salatı bırakmazdım. Cennetle huri, Gilman sevdası vardı gönülde. Beş vakte beş katardım, çok namaz kılardım, camileri gezerdim. Allaha vasili olmak böyle olur sanırdım."

Yeniden doğuş ona yeni düşünceler yeni inançlar getirir ve ona su mısraları yazdırır:

Allah idi muradım
Gece gündüz onu aradım
Derlerdi hiç bulunmaz
Çünkü o lamekândır
Miraca nail oldum
Bir haylice zamandır
Hariç değildir Allah
Me'vasidir o dergah

HER SEY ADEMDEDIR
Harabı artık medrese ve mescit softalığından tamamen kurtulmuş, kendisine yeni bir kıble bulmuştur. Adem.

Ona göre her şey ve her şeyin yaratıcısı olan Allah Adem de gizlidir. Allah insana yani Adem’e kendi nefesinden üflemiştir. Ve gerçek Kıble Adem’dir yani insan.


Veçhi Harabeye gel eyle dikkat
Hakkin cemalini eylersin rüyet

Bu, Harabeye has bir fikir değildir. Harbi’den önce de çok söylenmiştir. Mesela, ondan 500 yıl önce Nesimi de ayni inancı su mısralarla dile getirmiştir.

Adem de tecelli kıldı Allah
Kil ademe secde olma gümrah
ademdir iki cihanda maksut
Secde etmeyen ona oldu merdud
Haccı Ekber kılmak istersen gel ey zahid beru
Aşık’ın kalbi içinde sen bu Beytullahi gör

Bektaşi Veli de söyle der.

Hararet nardadır sacda değildir
Keramet sendedir taçta değildir
Her ne ararsan kendinde ara
Kudüs'te Mekke'de Hac’da değildir.

Seyyit Nizamoglu'nun divanında da yer yer bu fikre rastlamaktayız:


Bende Cennet bende tuba bendedir
Alem-i vahdette yoktur gayri hiç
Cümle mevcudat-i esya bendedir
Ger dilersen hakki görme Seyfiya
Gel beru gel Tur-u Musa bendedir


Bektaşi edebiyatı bu çeşit örneklerle doludur. Hersek de Hakki görmek ve mevcut olan her şeyde birlik ve beraberlik bulmak haline eskiler vahdet-i vücut adi vermişlerdir. Ista, Harabı vahdet-i vücuda cani gönülden inanmış ve bağlanmış bir sairdir.


HARABI IÇIN YAYIN
Harabı ilk şiirlerini Saadet gazetesinde yayınlamaya basla mistir. Yayınlanmış veya yayınlanmamış şiirleri Bektaşiler arasında çabucak yay ilmiş, bestelenmiş, sazla ve sözle Türkiye'nin her tarafında söylenir hale gelmiştir. İzmirli Hüseyin Hüsnü Erdi kut Baba’nın yazdığına göre Rıza TEV fiğin de mürşidi olmuştur.

Harabı hakkında ilk defa geniş bilgi veren ve onun şiirlerinden mühim bir kaç numune yayınlayan Saadettin Nükhet Ergun olmuştur. 1930 yılında devlet matbaasında basılıp Maarif Vekaletince yayınlanan Bektaşi sairleri adındaki kitabin 79-115 sayfaları Harabeye ayrılmıştır.

Saadettin Nüzhet Ergun'nun bu kitabi sonradan Maarif Kütüphanesi tarafından Bektaşi-Kızıllaş-Alevî Sairleri ve Nefesleri adi ile yayınlanmış ve 2 başım ve 3 ciltte 251-265 sayfalar Harabeye ayrılmıştır.

1950 yılında, İzmirli H. Hüseyin Erdikut "Edip Harabi'nin Divani" adi ile 74 sayfalık bir kitap yayınlamıştır. Bilgi Matbaasında basılan bu kitaptaki kısa ön sözünde Harbi’den söz açarken rahmetli Hüseyin Hüsnü baba söyle yazmaktadır: "Vaktiyle bu fakire hediye etmiş olduğu kendi el yazısı ile divançesinde 115 kadar es ‘ari mevcut olduğundan ve şimdiye kadar bu zatin eserleri pek az neşredildiğinden, ihvanı basamaya ve muhterem okurlara küçük bir hizmette bulunmak ve muhterem şairin ruhunu Sad etmek maksadıyla bu vazifeyi mukaddes addederek işbu divançenin tap ve intişarına haddim olmayarak cüret eyledim."